MEDENİYETLER BEŞİĞİ SANDIKLI-3
Araştırma: Ozan Çulsuz (Sandıklı Sesi Gazetesi)
Kale kitabesinde dikkati çeken bir sıfat "Büyük Çelebi" sözüdür. Bilindiği gibi Çelebi Mevlana Celaleddin Rumi'nin evlatlarına verilen bir sıfattır. Mevlana'nın torunu Mutahhare hanımın oğlu olduğu kesin olarak bilinen Hüsameddin Çelebi 1. Yakup Bey'in bu kitabede Çelebi Azam sıfatını kullanmasının gerekçesi böyledir.
Büyük Çelebi Hüsameddin
Yakup bin Umur Sandıklı Kale
yazıtında adı geçtiği halde,
türbesi Şuhut Seydisultan
(Ulupınar) dadır (Ölümü
M.1344). Kitabenin aslı halen
Çavuş Camii çeşmesindedir.
Buna göre Sandıklı Kalesi,
Hicri 725 Çemaziyelevvelin
birinci (Miladi: 15 Nisan 1325,
Pazartesi) günü bitirilmiştir.
Kısaca Sandıklı tarihini özetleyecek olursak; Hititler Sandıklı‘ya SAMUKA adını vermişlerdir.
Hitit dilinde ise Samuka’nın manası Sandık anlamına gelmektedir. Daha sonra İon krallığının
istilasına uğrayan Samuka şehri, mukaddes sandık manasına
gelen APAMİYAKİVATOS ismini
almıştır.
Bir başka kaynağa göre ise
Selçuklu komutanlarından Emir
Sanduk bey tarafından Malazgirt
savaşından bir yıl sonra yani
1072 yılında fethedildiği için Selçuklu komutanı Emir Sanduk’un
ismi verilmiştir. Sanduk’lu adı da
zamanla halk arasında Sandıklı
şeklinde bir değişime uğramıştır.
1860 yılında ilçe olan Sandıklı 1869 yılında da belediyelik olmuş fakat kesin olarak
ne zaman kurulduğuna dair
bir bilgi bulunmamakla beraber
yapılan kazı ve araştırmalar
neticesinde Frigyalılar döneminde kurulduğu ortaya çıkmıştır.
Kusura höyüğü ve Sandıklı:
Tarihi bilgilere göre Hititlerin ataları Kussar’lıdır. Bugün Afyon müzesinde sergilenen eserlerin çoğu Kusura höyüğünden çıkarılan
tarihi eserlerden meydana gelmektedir. Günümüzden 7000 yıl
öncesine ait bakır çağının özellikleri de burada görülmektedir.
Araştırması yarıda kalan Kusura
höyüğü araştırma yapacak bilim
adamları sayesinde bitirilerek tarihi bulgularında netleşmesi sağlanmış olacaktır. Bu özellikle Sandıklı'nın tarihine ışık tutacaktır.
İngiltere OXFORD Üniversitesi
adına kazılar yapan Winifret
Lamb (1934) bir yıl süren sondajdan sonra 1935 yılında kazıya başladı.1936 yılında kazı sonucunda 400 m kadar uzunluk
ve 14 m kadar derinlik veren
eski bir yerleşme yeri ve bu yerleşme yerine ait bir mezarlık bulundu.
Kusura’ya ilk yerleşme kalkolitik
çağdadır. Yaklaşık olarak M.Ö.
4000 nci yılda yaşayan bu devre
insanların çakmak taşı ve obsidiyenden aletlerle az sayıda bakırdan iğneler, deliciler kullandığı
görülür. Mimarı kalıntıların en
önemlileri 3 tarafı sert kerpiç ile
çevrelenmiş yuvarlak ocaklardır.
Kullanılan çanak çömlek el yapısı kaba parçalardır. Kusura’ya
ikinci yerleşme M.Ö.3000 'li yıllarına rastlamaktadır. Bu devrede ise esas malzeme yapısı kerpiçtir. Temel yapımlarında
bazen taşta kullanıldığı görülmüştür.
Kerpiç duvarların iç yüzeyi
beyaz sıva ile kaplıdır. Oda
tabanları ise dövülmüş kildendir. Odalar küçük dikdörtgen ve planlıdır. Ocaklar ve çöp çukurları oldukça
yaygındır. Bu dönemin sonuna doğru ise el yapısı
kaba çanak çömleğin yanı
sıra çark yapısı çanak ve
çömlekler e ortaya çıkmaktadır.
Kusura kasabasındaki son yerleşme ise
M.Ö.4 VE 5.bin yılları arasındadır. Bu dönemde şehrin birbirine paralel 1 metre
yüksekliğinde sur duvarları
ile çevrili olduğu görülmüştür. Şehri çevreleyen sur duvarları planlı dikdörtgen şekilde olup kulelerle desteklenmiştir. Bu dönemde ise
taşın inşaat malzemesi
olarak önemi artmış ve ev
temelleri ile duvarları belirli
bir yüksekliğe kadar taştan
yapılmaya başlanmıştır.
Duvarların iç yüzeyleri beyaz sıvalı dış yüzeyleri ise
kerpiç ile kaplıdır.
Kusura üç yerleşme döneminde küçük buluntular
açısından oldukça zengindir. Çeşitli insan ve hayvan
figürleri kemikten yapılmış
aletler, renkli ağır şaklar,
madeni iğneler, süs eşyaları, taş aletler ve ağırlıklar
gibi buluntular Kussar halkının dini inançları ve sosyokültürel hayatı hakkında
aydınlatıcı bilgiler vermektedir. Höyük’ün eteklerinde
bulunan mezarlık
ise genellikle küp mezarlıklardan oluşmaktadır. Bunun
yanı sıra büyük taşlardan
yapılmış mezarlar ile birlikte
bir tanede çukur mezar
bulunmuştur. Ölen kimse
doğu-batı yönüne yerleştirilir. Bu tür küp mezarlarda
ölünün tüm gövdesi ve başı
küpün içersinde kaldığı ve küpün ağzı seramik bir kapla
kapatıldığı görülmüştür.
Buradaki mezarlarda ölü ile
birlikte gömülmüş şahsi eşyası
ile çeşitli hediyelerin bulunduğu fakat bu hediyelerin genellikle zengin olmadığı ve yöresel çanak-çömlekten ibaret olduğu kazılar sonucunda anlaşılmaktadır.
Yayındakiler: Sayı-1
Sayı-2
Sayı-3
Sayı-4
Sayı-5
www.sandikli.com
|